biliyorum yeni formalar basına yansıyalı çok oldu, ve hemen herkes gördü ama geç de olsa bende yayınlamak istedim, bu arada ben galatasaraylı olduğum için bizim formaları ekliyorum ama diğer takımların taraftarları da kendi yeni formalarını ekleyebilir, mağlum bildiğiniz üzere denetimden geçmek kaydı ile bütün üyelerimiz siteye yazı ekleyebilmekte..


formalar hakkındaki düşüncelerime gelirsek, hemen belirtiyim ki trabzonspor’un yeni formalarını gördükten sonra inanılmaz derecede “nike” sempatizanı oldum. Öncelikle yeni formamızdan başlayalım her zaman takımların klasik renklerinin yanında bunlara abes kaçmayan farklı renklerde de bir forması olması gerektiğine inanırım bir taraftar olarak, bu yüzden turuncu iyi bir seçim olmuş ana renkleri sarı ve kırmızı olan bir klüp için, fazla caf caflı olmamasıda yine alınılıp t-shirt şeklinde giyilitebilitesini de arttırdığı için çok hoş olmuş ayrıca. parçalı forma zaten galatasarayın daimi olması gereken modeli oduğu için üzerine konuşmayada pek fazla gerek yok, beyaz formanın da bana çok çekici gelmemesiyle birlikte çok şık tasarlandığını söylemeliyim, peki siyah formayı özler miyiz ? siyah tutkunu biri olarak evet ben özlicem.

geçenlerde not istemek dolayısı ile bir hocayla görüştüm ( o kadar da yüzsüzüm :), neyse sonuç itibariyle ben dersten geçtim ama hocanın şu sözü bana battı ( haklılığı tartışılır ) ben yeni nesilden umudu çoktan kestim, yani artık sizden bir şey olmaz, bir moka yaramazsınız demek istiyor. Oh suçu direk başkalarına yüklemek çok güzel, ama bu işler böyle yürümüyor. Yeni nesile bok atmak kolay, yeni nesil tembel, yeni nesil vurdumduymaz, yeni nesil sorumsuz vs vs.. Ama hırsızın hiç mi suçu yok be hocam.. hani yeni nesil dediğiniz şey toplu bir güruh olarak gökyüzünden inmiyor ki, ektiğinizi biçiyorsunuz işin mok tarafı kendi yetiştirdiğiniz şeye mok atıyorsunuz fakat kendinize toz kondurmuyorsunuz.. Misal hocalarımızı ele alırsak ( ben hoca demeyi seviyorum ) kendileriyle ikili görüşmelerde fikirlerinizi söylemenize asla izin vermiyorlar, hani kendinizi özgürce ifade edemiyorsunuz, yeri geliyor hakkınızı arayamıyorsunuz, çünkü bildiği gibi eğer hocanın işine gelmezse hoca takar, takarsada ömür billah diploma yüzü görülemez hatta bazıları bunu o akdar abartırki laf arasında söylemekten de çekinmez. e hocam sen bana daha kendimi ifade etmeme izin vermezken, derdimi anlatırken ya hoca bana takarsa düşüncesini beynime yerleştirirken, özgüveni yoksun bir nesil yetiştirmekten hiç çekinmezken yeri geldiğinde hak aramayı ayıplarken yeni nesilden nasıl umut duyabilirsin be ? çok genellemiyim ama derse gelip sadece önündeki kitabı okumayı eğitimden sayanlar var ve bunlar toplumun okumus, kendini sürekli gelistirmis çeşitli aşamalardan geçmiş kesimi.. gerçi ilkokuldan beri garip bu eğitim-öğretim işi.. Şu berbat geyik bile yıllardır sürer gider, arkadaslar anlattığımı anlamayan var mı ? bu soruya öğrencilerin %80 i anlamadığı halde cevap vermezler ve yıllardır hiç bir hoca da sorgulamaz ulan bunlar anlamadıkları halde bunu söylemekten niye çekiniyorlar diye ? mesela arada saf, yada özgüveni sağlam bir arkadaşımız anlamadım derse, klasik ikinci soru gelir neresini anlamadın bu soru bazı durumlarda öyle saçma bir hal alabiliyorki, ulan anlamadım iste biryerini anlamayınca komple çöküyor, bu bir tamir işi değilki hocam hangi kabloyu nereye takıyoruz onu anlamadık de.. özellikle hiçbir şey anlamama hakkın sıfırdır, hiç birini anlamadım dersen sert bir şekilde olum sen beni dinlemiyor musun şeklinde fırçayı yersiniz ki bu fırca kişisine göre çok daha rencide edici seviyelere gelebilir.. ahanda bunu gören öğrenciler bir daha ömür billah anlamayan var mı sorusuna anlamadım diye cevap veremez ve hiç bir halt ögrenemeden düşe kalka yollarına devam ederler çünkü öğrenmek için tek bir şans vardır .. hani bu yazdıklarım herkes tarafından bilinen basit şeyler zaten ama ben bütün suçu çok huzurlu bir sekilde baskasına atıp acaba bende ufacık da olsa bir kusur yok mu diye sormayan insanlara dayanamıyorum, bu ülkede daha çok aranızda anlamayan var mı ? peki anlayan var mı ? sorularına hiç bir elin kalkmadığı görülür..

ahanda 100.postu atmak bana nasip oldu, daha çok dolagar ile birlikte siteyi götürmeye çalışıyoruz arada yardımcı olan arkadaşlarda çıkıyor tabiki, eh çok şükür az çok okuyucularımız, takip edenlerimiz de var. Fakat anlamadığım neden hiç kimsenin yorum yapmadığı, hani üye olmak, giriş yapmak zor geliyordur belki diye bunuda kaldırdık ama hiçbir şey değişmedi, bu iş açıkcası böyle keyifli olmuyor hani yorum olarak bu nebiçim yazı, kardeşim hiç öyle şey olur mu türünden yorumlar dahi gelse daha keyifli olacak, burda bir şeyler paylaşılsa, fikir alışverişleri olsa daha lezzetli olur bencesence diye düşünüyorum.. haydi üşenmeyin :)

beni yakından tanıyanlar rocky serisinin nasıl müptelası oldugumu özellikle ilk filmi sıkılmadan defalarca izlediğimi bilir, rocky serisi genellikle gaz ve amerikan propagandası olarak bilinir ama neden bilmem o filmlerde anlatılanlar, diyaloglar, ilişkiler bana çok yaşadığımız hayatın içinden gelir.. rocky 6 dan bir diyalog, oglu rocky den tekrar ringlere çıkmamasını istediği sahnede rocky ogluna hayat hakkında birkaç şey söylerken;
- İnsanların sana iyi olmadığını söylemelerine izin verdin. Sonra bir şeyleri suçlamak istedin. Büyük bir gölge gibi.. Sana bildiğin bir şey söyleyim. Hayat renklerle ve gökkuşağıyla dolu bir yer değil. Çok acımasız ve can sıkıcı.. Ve eğer izin verirsen seni dizlerinin üzerinde süründürür. Sen hiç kimsesin.. Ne kadar hızla vurursan vur.. ne kadar darbe yediğinle ilgili.. Ve ne kadar darbe yersen ye ne kadar ilerlediğinle ilgili.. Ne kadar ayakta kaldığınla ilgili. Hayat bu evlat. Eğer saklanmak istiyorsan git saklan.. Ama güçlü olmak istiyorsan kimseyi gösterip bunun şunun yüzünden böyle deme. Bunu korkaklar yapar ve sen bu değilsin. Sen bundan daha iyisin. Ama buna inanana kadar, bir hayatın olamaz.

şahsen dostoyevskinin karamazov kardeslerini genelin aksine suç ve cezadan çok daha iyi bulmusumdur, e dostoyevski karamazov’u nede olsa artık iyice erdiği yazarlığının olgunluk döneminde yazdı, ki dostoyevskinin karamazov kardesleri bitiremediği söylenir, aslında bizim okuduğumuz iki cilt asıl hikayenin sadece baslangıcını olusturuyormus ki bunu kitabın önsözünden de anlamanız mümkün. Karamazov Kardeşler üzerine çok konuşulabilecek bir kitap . Kitapdaki temel konular, hırs, şehvet, kıskançlık, aşk ve benzeri duygular üzerine kurulu, yani insanın özümsenmesede temel duyguları. Dostoyevskinin dimitri, ivan ve alyoşa karakterleri üzerinden hayatının farklı dönemlerini anlattıği öne sürülür ki, yaşamı incelendiğinde bu fikre kapılmamak elde değil. neyse kitap hakkında çok fazla ahkam kesecek yada kesebilecek birisi degilim ilerde belki daha detaylı bir yazı yazarım ama simdi degil :) ha son olarak tolstoy’un ölürken yanında sadece karamazov kardeslerin oldugu söylenir ne kadar efsanedir yada ne kadar dogrudur bilemicem..
( dip not: bu kitapda ben en çok ilüşeçkanın hikayesini severim, babasıyla ve ailesiyle aralarında geçen diyaloglar çok agır gelir bana be aglamaklı olurum hani o kadar iyi anlatılmıs, içlendirmis insanı :) ne diyim ilüşeçka en iyi anımız olarak kalıcak, onu hatırladıgımız anlarda içimizdeki kötülük birazcık olsun geçicek ;)

şimdi bir galatasaraylı olarak kewell hakkında birkaç şey yazmazsam ayıp olur, bu yüzden bu yazıda bazı abartmalar, subjektif yorumlar olabilir baştan söyliyim.
Kewell kardeşimiz avusturalyalı olmakla birlikte 12 yasından itibaren ingilterenin Leeds United takımında oynamaya başlamıştır bu nedenle kendisini ingiliz tozu toprağı yutmuş ingiliz tarzına yatkın bir oyuncu olarak niteleyebiliriz. bir benzeri ryan gigs de de olduğu gibi. Kewell bu yüzden dandirik avusturalyalı altyapısına sahip değil. Leeds United’ın 2000 li yıllarda esip geçtiği takımda mark viduka ve bowyer ile birlikte en iyi üç oyuncusundan biriydi. sonra bu kardeşimiz Liverpoola geçiş yaptı ilk sezonunda hemen hemen bütün maçlarda ilk 11 çıktı çok da başarılı oldu ikinci sezonunda da kezara benzer bir performans sergiledi ama gel görelimki bundan sonraki iki yılında kewell kardeşimiz gerek sakatlıklar gerekse benitezin rotasyon süreci yüzünden kadroda kendisine pek yer bulamadı. kıldır yündür derken liverpool ile olan sözleşmesi bitti ve galatasaray bonservis ücreti ödemeden kewell’ı bir şekilde kadrosuna kattı. Peki akıllarda ki soru Kewell galatasaray da başarılı olur mu ? öncelikle kewell tipik bir ingiliz sol açık gibi gerçekten çok iyi orta kesmekte, ne kadar sakatlıklarla bogusmus olursa olsun bu adamı sol tarafa yerlestirdiğinizde benzer ortaları almanız kaçınılmız ki Türk takımlarının en üst düzeyde olanlarının bile kenar ortalarındaki zaafı düsünülünce kewell ın en azından süper lig de sırf bu özelliği ile bile faydalı olması kaçınılmaz. kewell top sürme konusunda ve topla içeriye yaptığı driplinglerde de bir o kadar başarılı fakat gerek yaşını ilerlemesi gerek sede sakatlıkları nedeniyle bu özelliğini sahalara ne kadar yansıtır bekleyip görücez. Bu arada Roma klübününde kewell’ı ciddi bir şekilde istediğini söylemeliyim, ki roma klübü italya liginde kewell’ın mücadele edebilecek fizik gücünde oldugunu düşündüyse kewell’ın fizik gücü olarakda iyi bir düzeyde oldugunu tahminen düşünebiliriz. Detaylar her ne olursa olsun kewell parlak kariyerli dünya futbol piyasasında ismi olan bir oyuncudur ve galatasaraya güç katmıştır. Yönetimi bu transferden ötürü tebrik eder 7 numara kewell’a da başarılar dilerim, öylede klasik noktalarım :)
1995-2003 Leeds United F.C. 181 maç (45 gol)
2003-2008 Liverpool 93 maç (12 gol)

Kısır hayatta yerken aşk yaşadığım karnıyarık ile birlikte ikinci yemek, hayır bu güzel lezzetli birlikte yatılası şeylerin isimleri neden hep böyle agudik gubidik oluyor onuda anlamış degilim ama yaz kış malzemeler el verdiğince sıkılmadan yiyebilirim bu meletleri. Kısırın bir başka özelliği de annelerin bir araya geldiği günlerin vazgeçilmez unsuru olması, menü şaşmaz kısır, dandirik bir kek ( ev kadınlarının çoğu güzel kek yapamaz ) bunun acısı çıkartılmak istercesine itinayla sarılmıs yaprak sarmalarından 3 adet her tabaka ve acı, koyu az şekerli tutması zor çay bardaklarında igrenç çaylar. benim çocukluk dönemimin sadece bir bölümünde böyle günlere katılmış olmamın yegane sebebi kısır ve yaprak sarmasıdır çoğunluğun yaptığı gibi keki olduğu gibi bırakma ve çay yerine kola isteme taraftarıydım annemin buna tepkisi sert olsada ahahah. Niye böyle bir yazı yazma gereği duydum onuda bilmiyorum karnım acıktı sanırım yada yazıcak bir şey bulamadım neyse yazının devamında bu yazının genelinden çok daha gerekli olacak kısırın tarifini bulabilirsiniz unutmadan tarif bana ait degil :)

Bu yazıda sizlere son derece keyifle dinlediğim bir müzisyenden bahsedicem ve kendisiyle yaptığım küçük sohbete yer vericem. Devamı için »

Eurosport euro 2008 grup maclarini baz alarak mevkilerinin en iyi ve en kotu oyuncularini belirlemis. En iyi sol kanat da tanidik bir isim Arda Turan yer aliyor, avrupa takimlarinin izledigi ve benim de cok begendigim arda’nin ustun performansina ragmen 15 milyon euro gibi rakamlarla talep edilecegine inanmiyorum, bu dusuncem arda’nin o kadar bir bonservisi hak etmedigini dusundugumden degil avrupali kluplerin Turk oyunculara arjantinli yada hirvat oyunculara transferde davrandigi kadar bonkor davranmamasindandir. listeye yazinin devaminda ulasabilirsiniz..
Devamı için »

Sonunda buda oldu !
Apple efsane haline gelen mp3 playerı iPod dan sonra cebimize iPhonel ile de girmeyi başarmıştı ancak belli bir ekonomik doygunluğa sahip şanslı insanların cebinde daha sık görünüyordu. Ancak Apple son derece akıllıca bi manevrayla piyasadaki cep telefonu ve pda üreticilerinin ekmeğine kan doğradığını söylemem sanırım yanlış olmaz. Devamı için »
Son Yorumlar